Hesap Uzmanları Kurulu Anasayfa Linkler İletişim Site Haritası
Hakkımızda
Başkanlarımız
Hesap Uzmanlığı Hakkında
Konferanslar
Röportajlar
Arşiv
 HUK > Röportajlar
Eski Baş Hesap Uzmanı Cevat Kani ÜNER
Eski Hesap Uzmanı Ahmet Hilmi EREN
Eski Hesap Uzmanları Sezai ONARAL, Veysi SEVİĞ, Bülent SOYLAN
Eski Uzmanı Mehmet Ali CANOĞLU
Eski Uzmanı Sadık BAKLACIOĞLU
Fahri Hesap Uzmanı Müşerref ÇALLILAR
Fahri Hesap Uzmanı Kenan ALANUR
Eski Hesap Uzmanı Nihat ONAT
Fahri Hesap Uzmanı İsmet KUTADGU
Eski Baş Hesap Uzmanı Burhan ÖZFATURA
Eski Baş Hesap Uzmanı Kemal KILIÇDAROĞLU
Fahri Hesap Uzmanı Yılmaz ÖZBALCI
Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN
Fahri Hesap Uzmanı Orhan GÜRELİ
Prof.Dr.Halil NADAROĞLU
Click here for English

Eski Hesap Uzmanları Sezai ONARAL, Veysi SEVİĞ ve Bülent SOYLAN ile Yapılan Söyleşi
(Vergi Dünyası Dergisi: Sayı :289, Eylül 2005)

ayın Üstatlarımız, bildiğiniz üzere içinde bulunduğumuz yıl Kurulumuz ve Vergi Dünyası Dergisi (VDD) açısından iki önemli sürecin aynı anda yaşanmasına tanıklık ediyor. Çünkü bu yıl; bize, hem HUK'nun 60. yılını kutlama fırsatını tanırken hem de Eylül ayı itibari ile "VDD'nin 25. yılının ilk sayısını çıkarma fırsatını da tanımaktadır. Bu vesile ile "VDD"nin 25 yıl önce yayın hayatına katılmasına ön ayak olmuş ve bu derginin edindiği tüm kazanımların başlamasına öncülük etmiş kişiler olarak, sizden hem HUK'un 60. ve hem de VDD'nin 25. yılı dolayısıyla anılarınızı ve tecrübelerinizi öğrenmek istiyoruz.

Özellikle, VDD 'nin ilk çıkarılma aşamasında ve devamında hangi olaylarla karşılaşıldığı, bu derginin yayın hayatına kazandırılma süreci, bu konuda ne tür emeklerin ortaya konduğu, dergimizin bu gün itibari ile geldiği nokta, VDD'nin Hesap Uzmanları ve Camiasına, ülke ekonomisine, vergi yargısına, işletmelere vb. unsurlara yani kısaca tüm iktisadi ajanlara ne tür katkılar sağladığı, Hesap Uzmanları ile Camiasının da benzer şekilde VDD ne tür katkılar sağladığı gibi konularda neler paylaşmak istersiniz?

Ayrıca sizlere göre yayıncılık faaliyetinin temel unsurları, ilke ve anlayışları, Hesap Uzmanları mesleği ve etik değerleri kapsamında hangi çerçeve içinde ele alınmalı ve acaba bu konuda neler yapılmalıdır?


Sezai ONARAL: (*) Hesap Uzmanları tarafından çıkarılan VDD, esasında Hesap Uzmanları ve Camiasının dergisidir. Biz 1981 yılında, sadece mevcut olan potansiyeli belli bir çerçeve içinde gündeme getirmeye çalıştık. Ama dergi çıkarma konusunda daha önce pek çok teşebbüsler olmuş fakat HUK'nun daha kapalı, yani halka açık bir yanı (yaptığı iş nedeniyle) olmadığı için bu konuda tam bir destek bulamamış ve muvaffak olunamamış durumda idi. Bizim ekip ise benimle birlikte Veysi SEVİĞ, Mehmet Ali AKAY ve Bülent SOYLAN'dan oluşuyor ve bu konuda devamlı tartışıyorduk ve sonuçta acaba bu işi yapabilir miyiz diye bir deneme yapalım dedik. Tabii, HUK ve Camiası çok büyük ve çok güçlü olduğundan dolayı bu Kurulda yeni bir şey yapmaya kalktığınız zaman yanınızda 15 tane Hesap Uzmanı varsa 15 tane de fikir ortaya çıkıyor. Bu durum aslında Kurulumuzun kuruluşundan beri olan bir şeydir. Ve bizim de temel güçlüğümüz bu idi.



Ancak, tüm bu sorunlara rağmen bizim ekibimiz bir şeyler yapmak niyetinde ve kararında idi. Yukarıda isimlerini söylediğim kişilerle beraber hareket etmeyi öğrenmiştik. Halbuki genellikle Hesap Uzmanları yetişme tarzlarından kaynaklı olarak beraber iş yapmaya alışık değillerdir. Tüm bu açılardan bakıldığında VDD'nin çıkarılması ilk ve müthiş bir denemedir. Hatta, o zamanki üstatlarımız bizlere kaynak bulunamayacağından dolayı böyle bir derginin her ay çıkarılmasının mümkün olmadığını söylüyorlardı. Ben de gayet iyi hatırlıyorum, buna karşılık olarak "Hiç yazı bulamazsak bile, HUK kütüphanesinde 2000 tane etüt var. Bu etütleri yayınlarız, hiç olmazsa Hesap Uzmanlarının bu birikimlerini dışarıya aktarırız" diye söylemiştik.

VDD çıkarmaya başlarken iki tane prensibimiz vardı. Bir tanesi hiç reklam almayacağız. İkincisi ise yönetim kurulu üyeleri asla yazı yazmayacak. Çünkü eğer yönetim kurulu üyeleri yazı yazmış olsaydı o zaman için spekülasyon konusu olabilecek ve kendilerini ön plana çıkarıyorlar denilebilecekti. Bu nedenle yönetim kurulu üyelerinin VDD'ne yazı yazmasından vazgeçtik. Bu vesile ile hemen ekleyelim, Veysi SEVİĞ Bey'de VDD'ne yazı yazamadığı için köşe yazarı olmuş ve böylece Türkiye çapında iyi bir yazar durumuna gelmiştir. Ki onun böylesi bir başarı kazanmasında VDD'nin büyük katkısı olmuştur.Diğer yandan bir memur dergisinin o günkü koşullarda reklam alması da hoş bir şey değildi. O zamanlar doğru dürüst matbaa yoktu, finansman yoktu. Kısaca sıfırdan başlanarak yapılmak zorunda idi. Hatta o zaman bana küçük bir oda verdiler. Bizim odalar o zaman çok renkli idi, gelen giden çok olurdu. Biz o ortamda bu işi nasıl yapalım, nasıl edelim diye oldukça uğraş verdik. Tabii biz o zamanlar bir dergi nasıl çıkarılır, matbaa işi nasıl yapılır, dizgi nasıl yapılır hiç bilmiyorduk Ama özellikle bu teknik detaylarda Veysi SEVİĞ ile Bülent SOYLAN'ın katkıları büyük olmuştur.

Bizim ilk sayıyı nasıl yaparız ne kadar başarırız konusunda tereddütlerimiz vardı. Ancak, ilk sayıyı 1000 adet basmamıza karşılık bu sayıyı süratle sattık ve hatta ikinci ve üçüncü baskılar dahi yapılarak satılmıştır. Tabii, böyle bir talebin olmasının en önemli sebebi böyle bir derginin İLK ÖRNEK olmasıdır. Diğer yandan dergicilikte birkaç prensibimiz daha vardı. Tabidir ki; biz yayıncılıktan anlamadığımız için acaba bu dergiyi hangi zümreye hitaben yapacaktık. Bu bir sorun idi. Bir kere Hesap Uzmanları Kurulu ve Camiasının bu dergi etrafında toplanmasıyla başlamıştı ilk hadise. İkincisi eli kalem tuttuğu halde buna cesaret edemeyen üstat ve arkadaşlarımızın yazı yazma cesaretini kazandırmak ve üçüncü olarak da özellikle Anadolu da çalışan muhasebecilere hitap edecek tarzda basit bir yazıları da bulundurmak gerekiyordu.

Bu prensiplerin sanıyorum hepsi takdir ve kabul bularak Hesap Uzmanları ve Camiası bu şekilde VDD etrafında buluştu. Öte yandan biz VDD yanında HUD olarak sosyal faaliyetlere de ağırlık verdik. Mesela, şu an HUK'da yapılan aylık yemekler o tarihlerde başlamıştır. O zamanlar da içerdeki ve dışarıdaki Hesap Uzmanları ayrımı vardı. Bu durumu böyle sosyal faaliyetlerle şöyle değiştirdik "fiili kadroda olan ve olmayanlar". Bu, hem onları onore ederek kazanmak ve hem de beraber bir camia içerisinde olduğumuzu yaşatmak için yapılmıştır. Bu durum bana göre çok önemli, hatta VDD kadar önemlidir. Bana göre, -bu Kurula 21 yaşında girmiş biri olarak söylüyorum- bu Kurula girdikten sonra vesile ne olursa olsun HUK'dan ayrılmak en zor şeydir. Onun için bu tür beraberlik duygularının veya camianın değerlerinin yaşatılması bakımından bu tür şeylere önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum ve bu konularda her zaman hassasiyet ortaya konulmalıdır.

Belli bir süre sonra, VDD'nin piyasada pazarlanması konusunda bir abone sistemini oluşturalım dedik. Çünkü aylık dergilerin o zamanlar az sayıda kitapçıda satılması çok anlamlı değildi, bu çok karlı da değildi zaten. Çünkü, biz bu yayının %40'ını zaten dağıtıyorduk. Bu sebeple abone sistemi oluşturulması için çaba harcadık. Bu konuda, o zamanın Ticaret Odası'ndaki kişiler bize çok yardım ettiler. Hatta tüm üyelerinin adres bilgilerini bize gönderdiler ve böylece bir anda abone sayımız 10-15 binleri buldu. Bunun yanında, diğer pek çok kişi ve kurumlardan da destek aldık. Aslında, böyle bir durumun ortaya çıkacağı belliydi. Biz sadece böyle bir hareketi başlattık.

O yıllarda bazı prensiplerimizin yanında bazı tespitlerimiz de vardı. Herhalde, dergicilik konusunda para kazanan ilk dernek bizdik. Bu sebeple hemen VDD adına mükellefiyet tesis ettik. Bizim yani o ekibin iddiası, VDD'nin en büyük reklamının vergi vermek olacağı idi. Hatta, ilk yıl elde ettiğimiz gelirin yarısını da vergi olarak ödedik.

Daha sonra dernek adına bu şekilde kazanılan kaynaklar ile lokal, dernek evi vb. varlıklar alınmıştır. Aslında tüm bu işlerin bizim şahsımızla vücut bulması bizim şansımızdır. Biz sadece bu işlerin organizasyonunu yaptık. Tüm eleştirilere rağmen.

VDD'nin aslında en temel görevi -bu söz o zamanki yazı işleri Müdürü Veysi Bey'e aittir.- "Kuruldaki Bilgi Birikiminin Kamuoyuna Aktarılması" olmuştur. VDD'nin isminin konulmasının hikayesi de ilginçtir. O vakitler, derginin çarpıcı bir isme sahip olması için düşünürken, Bülent SOYLAN derginin adı "Vergi Dünyası" olsun dedi. Biz de, bu ismi çok beğendik ve bu şekilde dergimizin isim babası da Bülent SOYLAN olmuştur.

Bizim dergi zaman içerisinde o kadar güçlü bir hale gelmişti ki, size bu konuda bir anı aktarmak isterim. Şimdi normal olarak VDD dağıtıcılarına herkes dergi veriyor ve belli bir süre sonra hesabını onlardan alıyordu. Bizim dergimiz ise zaten %40 dağıtıldığı için geri kalan da fazla olmuyordu. Ben bir gün bu dağıtıcılardan birine dedim ki, "Bize teminat mektubu vermezseniz, biz size bu dağıtımı yaptırmayız." O da, cevaben böyle bir şeyin olmayacağını diğer yayınlardan hiçbirinin bu türden bir uygulama yapmadığını söyledi. Biz de VDD'ni ona bir-iki ay vermedik. Fakat; onlar da bir süre gidip geldikten sonra, nihayet bize teminat mektubu getirdi. Biz de onlara dergimizi verdik. Bir süre böyle devam ettikten sonra uyguladığımız ıskonto oranını indirmemiz gerekince onlar bu durumu kabul etmediler ve bu arada bende onların verdiği teminat mektubuna bir baktırmak istedim. Fakat birde baktık ki, adamların bize verdikleri teminat mektubu sahte imiş. Tabi bu olaydan sonra onlarla bir daha çalışmadık.

Veysi SEVİĞ: (**) Sezai ONARAL Üstadımın söylediklerine şunları ilave etmek isterim. Aslında bu derginin oluşmasına hemen karar vermedik. Evvela çok tartışmalar olmuştur. Öncelikle böyle bir girişimin başarısı üzerinde çok durduk. Bu konuda temelde iki görüş vardı. Bunlardan ilki diyordu ki "Böyle bir derginin çıkarılması doğru değildir", ikincisi "Biz bu dergiyi çıkartmakla kamuoyuna kendimizi tanıtırız ve hem de bilgi aktarımını yapmak suretiyle - o vakit böyle bir yayın yok - bir hizmet sunarız" görüşü idi. Ki bu görüşler hep kendilerini savunmuşlardı.

Diğer yandan, o zamanki ekip, bir çok olumsuzluğa rağmen bu işi yapmak için uğraş vermiştir. Hatta bu derginin çıkarıldığı tarihin zamanlaması bile düşünülmüş ve dönem sonu işlemlerinin yapılmasına yakın Eylül ayı tercih edilerek mesaj verilmek istenmiştir ki; o zamanlar 1981 yılı olduğu için sıkıyönetimden kaynaklı olağanüstü koşullar mevcuttu ve rahatlıkla yayın yapmamız mümkün değildi. Birçok yerden izin almanız gerekli idi. Ben de, Başkan Sezai ONARAL Üstadın güvenini kazanmış olsam gerek ki, beni bu işlerlerle görevlendirdi ve ben gerekli izinleri alabilmek için gerek Cumhuriyet Savcısına, gerek Sıkıyönetim Savcısına ifade verdim ve bu koşullarla gerekli izinleri alabildim. Ve ancak bu işlemlerden sonra biz bu dergiyi yayınlamaya başladık. Sayın Başkanın (Sezai ONARAL) da belirttiği gibi yönetim kurulu üyelerinin yazı yazmaması konusunda prensip kararımız vardı ve ilk sayının oluşumunda pek çok iş yapılarak emek harcanmıştı ama ikinci sayıdan itibaren yayınlanacak dergilerde çıkacak yazılar için daha aktif çalışılması gerekiyordu. Zira kaynak bulmak için bütün üstat ve arkadaşlara gidip söylemek ve onlardan yazı talep etmeniz gerekiyordu. Hatta, o zamanlar herkesin anlayabileceği yazı yazmak mümkün değildi. Kimi "Ben niye mükellefe bilgi vereyim", kimi de "ya bu iş böyle olmaz" vb. gibi şeyler diyordu. Netice itibari ile şöyle bir olay oldu. İlk sayı inanılmaz bir talep yarattı. Bunun asıl nedeni, vergi konusunda ilk defa böyle bir özel yayın piyasaya giriyordu ve özellikle muhasebeciler çok talep ediyordu. Bu sebeple ilk sayı, 3 baskı yapmıştır.

Tabi, yayınlanacak yazılarda da bir prensip kararımız vardı. O da, bütün yazıların okumadan geçirilmesiydi. Ve o zaman okumanın başında da rahmetli Nusret KESLER üstadımız vardı. Tüm yazıları okumaya götürme görevi ve okumadan çıkan yazıları da baskıya verme görevi benimdi.

Genellikle okumadan çıkan yazılar adeta yeniden yazılacak şekilde düzeltilirdi. Okumacı üstadımız yazıyı yazan kişiyi çağırarak da yaptığı düzeltmeler hakkında bilgi verirdi. VDD'nin bu tür bir özelliğinin olması o zamanki koşullar içinde kamuoyunda çok da beğenildi, talep de gördü ve böylece kazanç sağlar noktaya da gelindi.

VDD'nin gelir getirir hale bürünmesinde bazı önemli noktalar vardı. Mesela bu işte görevli herkes yaptığı tüm masrafları kendi karşılardı. Bu konuda kararımız mevcuttu. Mesela hiç kimse yol parası almazdı. Hatta, ben Bülent SOYLAN'ın matbaaya gelip giderken elinde yazılarla Galata Köprüsü'nden yürümesini hiç unutamam.

Dergimiz yayın hayatına girdikten sonra bu dergiyi talep eden kesimler de çeşitlendi ve hatta vergi yargısı da bu dergiyle ilgilenmeye başladı ve bizden dergiyi gratis olarak talep ettiler ve bizde bu kimselere dergileri gönderdik. VDD'nin çıkarılması konusunda bir prensip kararımız daha vardı. O zamanlar gelir idaresi bize hiçbir görüş veya muktezalarını vermezdi. Biz de zaten o muktezaları alıp kullanmazdık. Bu nedenle, tüm yazıları, tamamen kendi içimizde, Uzman görüşlerini alır, kanun maddelerini yorumlar ve o şekilde kollektif yazılar yazılır ve okuma kurulunda görevli Nusret KESLER üstat ve onun gibi kıdemli üstatlarımızın da görüşlerinden yararlanarak, yazılar hazırlanırdı. İşte böylesine hazırlanmış yazıların yer aldığı VDD'ne yargının da ilgi duyması hissedilince de bizim dergimize talep hızla arttı.

Diğer yandan, yayıncılık işlerinde bulunan kişilerin bu işi belli bir süre götürmesi de iyi sonuçlar doğurdu ki biz bu görevi aynı ekiple 3-4 yıl beraber yaptık. Zaten böyle bir uygulamanın yerleşmesi için de süre gerekiyordu. VDD'nin birinci yılı geldiğinde bizim dergi, Hesap Uzmanları ve Camiasına da büyük bir güç kazandırmıştır. Çünkü önce muhasebeciler, mali müşavirler, basın ve hakimler ilgi göstermeye başladı, derken zamanla şirket yöneticileri de bu yayınla ilgilenir hale geldiler ve bu dergi Hesap Uzmanlarının yayını diye lanse edilince, bu durum HUK'nun tanınmasına ve güç kazanmasına vesile teşkil etmiştir.

VDD'nin çıkarılması sırasındaki birçok güçlüklerin yanında dergi çıktıktan sonra da sorunları hiç eksilmedi. Mesela, ben her altı ayda bir Cumhuriyet Savcısına yayınımız hakkında ifade verirdim. Öte yandan, özellikle turne zamanlarında yazı bulmakta sıkıntı yaşardık. Ben de, bu durumu aşmak için turne olmayan kış aylarında yazı stoklamaya başladım. Stoklama yapmak kolay olmuyordu tabi. Tüm gruplardan yazı toplanması gerektiği gibi içerden de yazı talep etmeniz ve bunları takip etmeniz gerekiyordu. Ancak stoklama yapılması sonraki çıkacak dergilerin rahat bir şekilde çıkmasına sebep oldu.

VDD'nin zaman içinde gelir elde etmesi, derneğimizin de zaman içindeki sosyal faaliyetlerini arttırdı ve pek çok aktivitelerin oluşmasına zemin hazırladı. Bu durum ise gerek kamuda ve gerekse özel kesimdeki Hesap Uzmanlarının kaynaşmasına sebep olmuştur.

Biz VDD'nin içinde yer alacak yazıları belirlerken genelde güncel vergi konuları ile okuyucuların genel talep ettikleri hadiselere uygun yazıları özellikle seçerdik. Aksi takdirde, teorik yazıların çoğalması halinde bu durumun okuyucu nezdindeki sakıncalarını göğüslemek zorunda kalırdık. Pratiğe yönelik yazıların bulunması ve güncel konuların ele alınması önemli idi.

Mesela VDD de bana göre yargı kararlarının değerlemesinin yapılacağı bir komisyon oluşturulup bu konudaki farklı yargı kararlarından hareketle hem bu kararların doğru olanının tercih edilmesi noktasında ve hem de vergi yargısının da yararlanacağı bir görüş oluşturulmasında fayda bulunmaktadır.

VDD'nin çıkarılması aşamasında sizlere bir anımı aktarmak isterim. Turne zamanıydı ve turneler de uzamıştı. Yazı bulma sıkıntımız vardı. Neyse bir şekilde yazıları toparladık ve okumacı üstadımız Nusret KESLER'e verdik. Fakat, yazılar bir türlü okumadan çıkmıyordu. Biz, Üstad'a yazıları sorduğumuzda okumaya devam ettiğini ve bitiremediğini söyledi. Ancak, derginin basılmasına 2 gün kala Üstat yazıları vermek üzere beni yanına çağırdı. Odasına gittim ve orada şunu gördüm. Orada öyle bir düzen vardı ki yazılan yazıların yanında Üstat tarafından eski (arapça) yazıyla yazılmış düzeltme yazıları da bulunmaktaydı ve bana dedi ki "hadi bakalım ben bu düzeltmeleri sana söyleyeyim sende yaz" dedi. Ancak, Üstat öyle bir düzeltme yapmıştı ki, sanki yazılar yeniden yazılmıştı. Düzeltmeler, o gün gece geç vakte kadar sürdü ve ertesi gün öğleye zor tamamlandı. Matbaaya gittiğimizde dizgi işlerini de Bülent ile ben yapmak zorunda kaldık ki o zamanlar dizgi işleri kurşun dökümler ile yapılıyordu. Ancak, bu çalışmalarımız karşılığını buldu ve dergiyi zamanında çıkarmayı başardık.

Bülent SOYLAN: (***) Vergi Dünyası Dergisi'nin 25. yayın yılına girmesi çok keyif verici bir olay. "yayın hayatına katılmasına ön ayak olmuş" ve "edindiği tüm kazanımların başlamasına öncülük etmiş birisi" şeklindeki değerlendirmeleriniz bu keyfimi şimdi daha da arttırıyor. Ben derginin ilk 9 sayısının çıktığı dönemde derneğimizin bir üyesi olarak yürüttüm bu görevi. Yıllarca üzerinde düşünülmüş ama bir türlü realize edilmemiş bir projeyi aldık ve hiçbir satış zorlaması yapmadan, reklam almadan hızlı bir kalkış yaptık. Derginin ilk dokuz sayısı hemen hemen tamamını sattı. Bu tarihten sonra ben özel sektöre ayrıldım ve Kurulumuzun kuralları gereği dernek üyeliğim de bitince, olayı dışarıdan izlemek durumunda kaldım.

Bu yayıncılığın hikayesi çoktur. Ama izninizle bunların hepsini anlatmayacağım. Anlatırsam, ellinci, yetmiş beşinci ve insan ömrü izin vermiyor ama yüzüncü yılına;pek bir şey kalmayacak. Tabii şimdi yüzüncü yıl deyince ufkumun ne kadar geniş olduğunu düşüneceksiniz ama ciddiyim. Vergi Dünyası Dergisi yarı yolda bırakmazsa, ben yazı işini bir şekilde hallederim. En fazla yüzüncü yıl yazısını biraz erken yazar ve zarfı gelecekteki yöneticilerine bırakırım. Önce yirmi beşinci yıl öncesinin anılarından başlayalım. Dergi olayının iki ayrı gelişim çizgisi vardır. Biri bizim özel dergi girişimi düşüncemiz, ikincisi Hesap Uzmanı üstatlarımızın yıllardan beri süren düşünce ve tartışmaları. O zamanlar yazmaya meraklı olan Ben, Mustafa KOÇ, Kemal KILIÇDAROĞLU ve birkaç arkadaşla kendi adımıza bir dergi çıkarma düşüncesi etrafında dolaşıyorduk. Hesapladık, 125 bin liralık bir sermaye gerekiyordu. Böyle bir paramız olmadığı için yayıncılığını Cumhuriyet Gazetesi'ne teklif ettik. "Siz dergiyi yayınlayın, biz yazılarını yazarız" dedik.

O tarihte Gazetenin müessese Müdürü Emine UŞAKLIGİL'di. Cumhuriyet, bu önerimizi birkaç ay kadar değerlendirmeye aldı, gidip gelip anlattım. İş muhtemelen Nadir NADİ Bey'e kadar uzandı, ama bir türlü sonuçlanamıyordu.

Bu arada Dernek seçimleri gündeme geldi ve -bu kısmını sonra anlatmak üzere atlayalım- ekip olarak projeyi dernek içinde gerçekleştirmeye karar verdik. Konuyu Dernek Yönetimi görüştü ve böyle bir derginin çıkarılıp çıkarılamayacağı konusunu kıdemli üstatlarımıza danışma kararı verdi. Birkaç tur görüşmede, kendilerinin genellikle aylık bir derginin kolay çıkamayacağı görüşünde olduklarını öğrendik. Bu konuyu daha önceleri de düşündüklerini ama realize edemediklerini, üç ayda bir dergi çıkarılırsa bunun makul olabileceğini ifade ettiler.

Bizim derneğimizin geçmişi HUS'a yani Hesap Uzmanları Sendikası'na dayanır. Dolayısıyla kökü oradan gelir. Bu sendika sanırım 1970'de askeri döneme geçilince kapatılmış ve yerine HUD kurulmuş.

O tarihlerde yönetim yeri Karaköy'deki Frank Han'da metruk bir yerdi. Yayın çalışmalarının öncesini araştırmak istediğim için gittiğimde çuvallara doldurulmuş halde bazı genel kurul evrakları buldum. Bunları incelediğimde, daha HUS zamanındaki genel kurullarda dahi yani bizim derginin kuruluşundan on, bundan otuz beş yıl kadar öncesinde bu konuda bazı tartışma ve öneriler olduğunu, hemen her genel kurulda bu konunun incelenmesi için bir komisyon kurulmasına karar verildiğini gördüm. Tabii bu komisyonlardan hiçbir sonuç çıkmadığı da belliydi. Bizim yayıncılığımızın belki de ilk belgeleri olan bu HUS genel kurul dosyalarını, komisyon raporlarını alıp saklamadığım için şimdi üzgünüm. Eğer hala saklanıyorsa, saklanmasının devam etmesi gereken tarihi dokümanlardır.



Anladığım kadarıyla bu işi yapabilmenin yolu, birilerinin cesaretle işi üstlenmesiydi. Bu cesaret de sadece ben de değil, o tarihteki bütün dernek yönetiminde vardı.

Ben Derginin matbaa işlerini ve pazarlamasını üstlendim. Kurucuların yazı yazmasına karşıydım. Çünkü bana göre dışarıdan yazı gelmezse bir dergi çıkmakta zorlanırdı ve modelin buna göre kurulması lazımdı.

Dergimiz, başlangıçtaki endişelerin aksine büyük bir taleple karşılaştı ve ilk sayısını üç baskı yaptık. İkinci sayı iki baskı yaptı. İkinci sayının iki ayrı baskısı arasında dikkatli gözlerin kolayca fark edeceği ufak bir fark vardır. Bu fark, bizim o dönemde kendi içimizde nelerle karşı karşıya geldiğimizin ilginç bir örneğidir.

Derginin kuruluş döneminde izin alınması da kolay olmadı. Askeri idare, devlet memurlarının bırakın dergi çıkartmasını, bir toplantıya gidip konuşmacı olmasına bile kolayca izin vermiyordu. Biz de bir gazetede makale yayınlamak için Kurul Başkanımızın yazıyı Bakana sunup "olur" alması gerekiyordu.

Derginin yayın izninin alınmasında o sırada yedek subay olarak bu birimde görev yapan sevgili Yılmaz KORKMAZ yardımcı oldu. Bizden sonra Gelirler Kontrolörleri Derneği de izne takıldı, Onlara da yardımcı olduk. Derginin dağıtım işi ayrı bir hikayedir.

İlan ettiğimiz dağıtımcı, aynı zamanda turist rehberliği yapıyordu. O gün paketleri matbaadan büyük bir hevesle alıp dağıtımcının yerine gittiğimde, bu kişinin Anadolu'da turnede olduğunu öğrendim ve bir anda Cağaloğlu yokuşunun kaldırımlarında binlerce Vergi Dünyası Dergisi ile baş başa ve ortada kaldık. Sonradan içlerinde akrabam olan bir kısım öğretmeni yarım gün dağıtım yapmak üzere örgütleyerek bu sıkıntıyı aştık ve bütün dergileri çok rahat sattık, hatta baskı üzerine baskılar yaptık.

Konuyu çok dallandırmamak için şimdi başka başlıklara girelim:

Bir dergi, sattığı ve okunduğu kadar dergidir. Ücretsiz dağıtımların ve hatır-destek abonelerine giden yayının okunurluğu tartışmalıdır. Derginin satın alınıp okunması için okurun bu işten doğrudan yararlanmış olması gerekir. Günümüzde bu konularda çıkan bilgilendirici yayınlar çoğaldı. İnternet sayesinde idare yükümlülere daha fazla bilgi verebiliyor. Dolayısıyla bilgilenme açısından yükümlünün imkanları arttı. Artık her türlü bilgi her türlü yayında bulunabiliyor. Başkalarında olmayıp sadece Vergi Dünyası'nda olan özellik belki de herkesin yazıp çizdiği konularda "Hesap Uzmanı bakış açısı"nı yansıtması. Vergi Dünyası Dergisi'nin bu günü ve geleceği konusunda Derneğimize gönderdiğim bir mektup olacak. Bir yerde yayınlanmadı sanıyorum. Orada Dergi konusunda daha teknik ve belki de politik bazı görüşlerimi açıkladım. Derginin yayıncılık konularının Yayın Kurulu'nca ele alınmasını önermiştim. Onun için bir kere daha aynı şeyleri söylemek istemiyorum. Ama önceki söylediklerime bir iki şey eklemek ve 25. yılın sohbetini burada tamamlamak istiyorum:

Vergi Dünyası Dergisi, uzun nefesli bir yayın olmuştur. İdaresi dernek yönetimine paralel olarak sürekli değişmesine rağmen yirmi beş yıllık çizgisi düzgündür ve başarılıdır. Bence dergi yönetiminin dernek yönetiminden ayrılması ve bir işletme olarak kabul edilmesi gerekir. Dernek yönetimi değişince dergi yönetimi değişmemelidir. Vergi Dünyası Dergisi, 25 yıl önceki şartların değişmiş olması dolayısıyla artık bilgi veren, uygulama anlatan değil, Hesap Uzmanlarının vergi politikalarındaki tavrını belirleyen bir yayın organı olmalıdır.

Değerli zamanınızı bizlere ayırdığınız ve düşüncelerinizi bizimle paylaştığınız için Vergi Dünyası olarak teşekkür ederiz.

Sezai ONARAL,Veysi SEVİĞ ve Bülent SOYLAN: Bizler de çok teşekkür ederiz, Vergi Dünyası Dergisine başarılar dileriz.


Her hakkı saklıdır. © 2005 Hesap Uzmanları Kurulu.